sude nur olcut

 Günümüz eğitim anlayışında her şey “ölçütlere” göre şekilleniyor. Notlar, sınavlar, puanlar, performans kriterleri… Bir öğrencinin ne kadar başarılı, ne kadar çalışkan ya da geleceğe ne kadar hazır olduğunu belirlemek için sayısal ölçümler kullanılıyor. Ancak “öğrenci–ölçüt çelişkisi” tam da bu noktada ortaya çıkıyor: Çünkü öğrencinin gerçek potansiyeli, benliği, öğrenme isteği ve kişisel gelişimi çoğu zaman bu ölçütlerin içine sığmıyor.


Ben bir öğrenciyim. Benden beklenen belli: Derslerde aktif olmak, yüksek not almak, verilen ödevleri zamanında yapmak, sınavlardan iyi sonuç almak… Eğitim sistemi benim kim olduğumdan, nasıl öğrendiğimden ya da hangi şartlar altında yaşadığımdan çok; bu belirlenmiş ölçütlere ne kadar uyup uymadığımla ilgileniyor. İşte çelişki tam burada başlıyor: Ben bir insanım, ölçüt ise bir sayı, bir çizelge, bir standart.


Her insan gibi ben de bazen yoruluyorum, bazen motive oluyorum, bazen içimden çalışmak geliyor bazen gelmiyor. Örneğin bir sınavdan düşük not aldığımda, o not benim zekâmı ya da potansiyelimi tanımlamıyor. Ama sistem bunu öyle kabul ediyor. Oysa belki o gün moralim bozulmuştu, sağlık problemim vardı, ya da zihnim başka bir sorunla meşguldü. Ölçütler bunları bilmez, bilse de hesaba katmaz. Böylece öğrencinin gerçekliği ile eğitim sisteminin katı ölçütleri arasında bir uçurum oluşur.


Bir başka çelişki, öğrenme biçimleri arasında görülür. Kimi öğrenciler yazarak öğrenir, kimi dinleyerek, kimi görsel materyallerle… Fakat ölçüt hep aynıdır: Aynı sınav, aynı soru tarzı, aynı değerlendirme. Öğrencilerin farklılıkları ne kadar büyük olursa olsun, herkes aynı kalıba sokulmaya çalışılır. Bu da öğrencinin bireyselliği ile ölçütün tek tipliği arasında bir çatışma yaratır. Ben bir öğrenciyim ama benim öğrenmem, anlamam, kavramam herkesten farklı olabilir. Yine de ölçüt bunu göz önünde bulundurmaz.


Bazen eğitim sistemi öğrencilerin yaratıcılığını ölçmek ister ama bunu bile standart bir rubrikle yapar. Oysa yaratıcılık, özgürlük ister; özgünlük ister. Bir kalıba sokulduğunda doğallığını kaybeder. Bu durumda öğrenci kendini ifade etmekten çok, ölçüte uygun bir şekilde “yaratıcı görünmeye” çalışır. Böylece yaratıcı olmak değil, yaratıcıymış gibi puan almak önemli hale gelir.


Ayrıca ölçütler çoğu zaman öğrenciyi sürekli bir yarışın içinde tutar. Sınıf arkadaşların rakip olur, yüksek not alan örnek öğrenci olur, düşük alan başarısız görülür. Oysa herkesin başladığı nokta, yaşadığı zorluklar, yetenekleri ve hedefleri farklıdır. Bu çelişki, öğrenciyi gerçek potansiyelini keşfetmekten uzaklaştırıp sadece ölçüte ulaşmaya zorlar. Öğrenci öğrenmek için değil, “ölçütü karşılamak” için çalışır.


Sonuç olarak öğrenci–ölçüt çelişkisi, eğitim sisteminde uzun yıllardır var olan bir gerilimdir. Öğrenci duyguları, hayalleri, zorlukları ve bireysel farklılıkları olan bir insandır; ölçüt ise duygusuz, sabit ve çoğu zaman dar bir çerçevedir. Bu yüzden öğrenci kendini ölçütlerin içine sığdırmaya çalıştıkça yorulur, baskı hisseder ya da potansiyelini tam gösteremez. Belki de en doğrusu, eğitim sisteminin ölçütleri katı birer kural yerine, öğrencinin gelişimini destekleyen esnek rehberler haline getirmesidir. Çünkü öğrenciyi tanımlayan şey bir ölçüt değil; çabası, merakı, emeği ve karakteridir. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Feyzi baran ingilizce ödev

Halil BLGN

Yavuzalp Özçelik